Ana sayfa 187. Sayı 17 Ağustos 1999 depreminin 20. yılında Marmara ve İstanbul’da durum nedir?

17 Ağustos 1999 depreminin 20. yılında
Marmara ve İstanbul’da durum nedir?

3494
PAYLAŞ

Prof. Dr. Haluk Eyidoğan

İstanbul dahil göç alan ve deprem tehlikesi bulunan birçok şehrimizde kayıp riskleri büyüyor. Ortaya çıkan manzara çoğunlukla planlı ve yaşanabilir bir kentleşme değil, bir yığılma. Şehir yönetiminde yanlış kararların ve plansızlığın faturası sellerle, depremlerle ve diğer doğal ve insan kaynaklı olaylarla karşımıza çıkar. Araştırmacılar Marmara Denizi içerisinde büyük bir depremin önümüzdeki 25 yıl içerisinde olma olasılığının % 65’e eriştiğini, her yıl bu oranın % 2 arttığını hesapladılar.

Bu yıl 17 Ağustos 1999 Gölcük depreminin 20. yılı dolmuş oluyor. Bu yıldönümü vesilesi ile Türkiye’nin yaşadığı büyük can kaybının nedenlerinin yeniden sorgulanması, Marmara Denizi’ne ilerleyen Kuzey Anadolu Fayı ile ilgili yapılan yeni çalışmaların sonuçlarının halkımızla paylaşılması, Marmara’da olası bir büyük depreme hazır olunması ve gelecekteki olası bu depremin İstanbul ve çevredeki diğer şehirlerde oluşturacağı kayıp risklerinin azaltılması konularının değerlendirilmesi gerekir. Marmara’da beklenen büyük deprem ne zaman gündeme gelse bilimsel bulgular yanı sıra kâhinlik söylemleri de duyarız. Bu yazımın amacı hem “Marmara’da büyük deprem olacak mı olmayacak mı?” sorusunun yarattığı “şüphenin” giderilmesine yönelik bilimsel bulguları açıklamak, hem de deprem risklerini azaltma eylemlerinin doğru stratejilerle hızlandırılması gereğine değinmektir. Ancak, İstanbul’da deprem korkusu bahane edilerek yalnızca rant amaçlı yık-yap gibi plansız ve yoğunluk artırıcı ve çevre, imar ve şehir plancılığı bilimine aykırı imar ve sözde dönüşüm uygulamalarını onaylamadığımı da özellikle belirtmek isterim.

Türkiye ve Marmara’nın deprem etkinliğinin günümüzde durumu
Ülkemizdeki doğal afet kayıpları sıralamasında en büyük pay depreme aittir. İkinci sırada heyelan, üçüncü sırada ise sel ve taşkın bulunur. İklim değişimi ile ilgili son yıllardaki istatistikler sel, taşkın, heyelan ve hatta tayfun gibi afet türlerinin artacağına işaret etmektedir (1). Türkiye doğal ve insan kaynaklı tehlikeler ve maruz kalma oranı bakımından ülkeler arası değerlendirmede 10 üzerinden 7,1 puanla 19. sırada, korunmasızlıkta 5,1 puanla 47. sıradadır.

Türkiye ve yakın çevresinde 1900 yılından 2019 Nisan’a kadar büyüklüğü 4,0 ve daha fazla olan deprem sayısı toplam 14.262 adettir (Şekil 1). Bunların 36 tanesi 7,0 ve daha büyük, 180 tanesi 6,0 ile 6,9 büyüklüğü arasındadır (Şekil 2). Bu depremler sonucunda 86.802 kişi hayatını kaybetmiş ve 597.865 konut ağır hasar görmüştür (4). 17 Ağustos 1999 Gölcük depreminin ikincil etkiler dahil makro-ekonomik maliyetleri 20 milyar ABD Doları’na yakın olmuştur. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) kaynaklarına göre Türkiye’de ortalama her beş yılda bir geniş çapta can ve mal kaybına neden olan büyük bir deprem yaşanmaktadır. Depremler nedeniyle yılda yaklaşık 1000 kişinin hayatını kaybettiği ve 2100 kişinin de yaralandığı; yine ortalama 7000’den fazla binanın yıkıldığı veya ağır derecede hasar gördüğü resmi raporlara geçmiştir (4).

Şekil 1. Türkiye ve yakın çevresinde büyüklüğü M ≥ 4,0 olan depremlerin dış merkez konumları (2).

Türkiye ve çevresinde 1900 yılından sonra olmuş ve büyüklüğü 4,5 ve daha fazla olan depremler için hesaplanmış sismik enerjinin zamana göre değişimi incelendiğinde (Şekil 3), 1904-1956 döneminde kuvvetli depremler nedeniyle sismik enerji çıkışı oldukça yüksektir. Bu tarihten sonra 1990’lara kadar sismik enerji çıkışı azalmış ve 17 Ağustos 1999 Gölcük depremi ve sonrası sismik enerji çıkışı artmaya başlamıştır. 1999 sonrası dönemde sismik enerji artışını sağlayan depremler sırasıyla 17 Ağustos 1999, 12 Kasım 1999 (Düzce), 23 Ekim 2011 (Van) ve 12 Kasım 2017 (İran) depremleridir. Ancak 1970 öncesine bakıldığında Türkiye ve yakın çevresinde sismik enerji çıkışı önceki dönemlere bakıldığında beklenenden az olmuştur. Bu durum, önümüzdeki yıllarda Türkiye ve çevresinde büyük depremler olma olasılığının yüksek olacağı şeklinde yorumlanabilir. Önemli bir deprem kuşağı üzerindeki ülkemiz için bu sismik enerji boşluğu dönemi, özellikle deprem tehlikesi yüksek bölgelerdeki kent yöneticileri tarafından dikkatle değerlendirilmelidir.

Kuzey Anadolu Fayı Adapazarı’nın batısında üç ana kola ayrılarak yan kollarıyla birlikte nüfusu 20 milyona varan Marmara bölgesini bir pençe gibi sarmalaır (Şekil 4a). Bu kolların en aktif olanı Kuzey Marmara Fayı, İstanbul’un hemen güneyine doğu-batı doğrultusunda yerleşmiş, yarattığı çek-ayır hareketi ile deniz tabanında derinlikleri 1100 metreye varan üç tane çukur oluşturur (Şekil 4). Kuzey Marmara Fayı yılda 2-3 santimetrelik bir kayma hızı ile yanal yönde hareket eder, yüzbinlerce yıldır her büyüklükte deprem yaratmayı sürdürür. Son 2017 yılda Marmara bölgesi dahilinde büyüklüğü 6,8 ve daha fazla olan 44 deprem olmuştur (Şekil 4b).

Şekil 2. 1900-2019 (Nisan) yılları arasında Türkiye ve yakın çevresinde oluşan ve büyüklüğü M≥4,0 olan depremlerin sayısal dağılımı. (3).

Kuzey Marmara Fayı Yassıada ve Sivriada’ya 3 km, diğer adalarımıza 8 km, Anadolu yakası kıyılarına ortalama 14 km, Avrupa yakası kıyılarına ise 10 km ile 24 km arasında uzaklıkta konumlanır.

Marmara Denizi ve çevresi yerbilimcilerin (jeoloji, jeofizik, jeomorfoloji) her zaman ilgiyle araştırdıkları bir yer olmuştur. 17 Ağustos 1999 Gölcük depremi sonrası araştırmalar daha büyük ivme kazanmıştır. Başta Kuzey Marmara Fayı olmak üzere Marmara Denizi tabanını kıran tehlike yaratacak faylar yeniden haritalanmış, tehlike düzeyleri belirlenmiş (Şekil 4) ve olası depremler için kayıp senaryoları üretilmiştir (5, 6, 7). Bu süreçte Marmara bölgesinin deprem tehlikesine yönelik çok sayıda ulusal ve uluslararası bilimsel makale ve rapor yayınlanmıştır. Bu tür araştırma ve incelemeler halen sürmekte ve tehlikenin boyutu hakkında bilgiler ilgili kurumlar tarafından halka ulaştırılmaktadır.

Türkiye deprem tehlike haritası değişti
Bina deprem yönetmeliği ve ona eşlik eden deprem tehlike haritaları inşaat mühendisleri, plancılar, sigortacılar, yerbilimciler ve diğer ilgili sektörler tarafından kullanılır. Ülke çapında veya bölgesel deprem tehlike haritaları çoğunlukla olasılık yöntemlerine göre hesaplanır. Kriz ve acil durum yönetimi, deprem ana (master) planları, özel projeler ve benzer bazı çalışmalar için tanımsal tehlike haritaları da üretilir.

Ülke, bölge ve kent planlama çalışmalarında maruz kalınabilecek risklerin azaltılmasına yönelik uygulamalara ve senaryolara altlık oluşturması bakımından deprem tehlike haritaları özellikle ülkemiz için her zaman önemli bir konu olmuştur. Türkiye’de deprem tehlike haritası ilk kez 1945 yılında yayımlanmış, daha sonra 1947, 1963, 1972 ve 1996 yıllarında yenilenmiştir (6).